ve kendi içime düşmekten alıkoyamıyorum kendimi—
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Ruhum suların üzerinde dalgalanıyordu.
29 Aralık 2019 Pazar
28 Aralık 2019 Cumartesi
karalama: son gölge
—kaplumbağanın sırtı—
hüznündeyim,
—ötekilerin.
şiddeti mi rüzgarın,
yoksa yorgunluğu mu ağaçların?
—yana yatırdı onları.
kendinden başkası mı—
kaplumbağanın sırtı?
yoksa ötekileştirdin mi kendini?
yana yatırdım ağaçları.
22 Aralık 2019 Pazar
Тоска 5
Her şey bu kadar işte, gün bitip yeniden başlıyor değişmeksizin.
Yazının başlığına bakıyorum, artık somut hiçbir şey yok.
Ne bir delil yaşama dair, ne de bir kırgı—
bu saatin oynayışına kendi etrafında. Yıllardır yazıyorum fakat neden?
Yarın yeniden yazmak isteyeceğim, hiçbir şey değişmeyecek. Hiçbir şey.
Saat dönüp duruyor, sonra tekrar aynı. Uyanıyorum ve çabucak akşam.
Giydiklerim, oturduğum koltuk aynı. Gitgide büyüyor yalnızca, bol geliyor kadife pantolon,
kayıp bir çizgi gibi. Başka bir yerde otururum bir gün, belki izleyecek bir çocuk bahçesi bulurum veya bir cenaze marşı dinlerim kulaklarıma gelen: İçten içeri ölümleri anımsarım.
Aynı yerdeyim fakat her geçen gün uzakta, kendimden. Binlerce sayfa okuyorum her gün, ve her biri aynı geçen haftakiler ile. Kim bilir bir gün, bir dağın eteğinde kendim gibi yalnız bir ev bulurum, korkunç gelmez artık saatin kadranı
ve koşmak zorunda olmam canavarların peşi sıra.
Belki aklım, beni —yiyip bitirmek istemez bir gün.
Hangi ama?
Belki aklım, beni —yiyip bitirmek istemez bir gün.
Hangi ama?
18 Aralık 2019 Çarşamba
Тоска 4
ceketini ilikledi. içinden çıkan elleri gözüne çok çirkin geldi, uzun zamandır görmüyormuş gibi baktı bir süre. kendini tanıyamamak hoşuna da gitmişti, acaba yüzüne baksa da hissedecek miydi aynı duyguyu? bu konuyu kapatıp ceketinin iç cebine koydu. bardak çatlamış, ışığı süzüyor, su sızdırıyordu ama kırılmamıştı hâlâ. dünyanın tam ortasında duruyorum ama hiçbir şey benim etrafımda dönmüyordu. üç renk gördüm, kimselerin bakmadığını düşündüğüm bir yerde. kırmızı sıcak bir yıldızı ellerimle doğurdum. üç renk demiştim: bitkinliği, gözyaşını ve sessizliği. “sanki bu dünyada yaşamamışlar gibi, iyiyi düşlüyorlar hâlâ.” dedim. katladığım, iç cebime koyduğumu yırtıp attım.
13 Aralık 2019 Cuma
Bir kargayı,
bin yıl önce
öldürmüştüm, şimdi
ise karşımda.
Pis pis sırıtıyor,
delik göğsünden sızan
kanla.
Bin yıl savaşıp,
binbirinci yıl
dönmüştüm evime,
ne hayal ettiğimi buldum,
ne de hatırladığım gibiydi.
Hangi zamandaydım öyleyse,
nerede yaşlanmıştım?
Bir yerlerde geri kalmış,
ilerideydim veya——
yoksa nasıl bulsun beni pis karga?
Zamanının, ve yalnızca
kendi zamanının ağırlığını
taşıyan mutluydu.
Tozlu bir ağırlık mıydı karga
geçmişten gelen? Kuruydu,
kemikti bana dokunurken,
değil miydi yoksa?
Capcanlı gözleriyle
izliyordu mezarlığı,
benimse savaşacak
gücüm yoktu onunla.
Savrulan çimenleri
izlerken buldum kendimi
rüzgarda, kanatları olabildiğince
açık, yeni bulmuştum sessizliği
yırttı ortadan ikiye karganın sesi:
bin yıl önce
öldürmüştüm, şimdi
ise karşımda.
Pis pis sırıtıyor,
delik göğsünden sızan
kanla.
Bin yıl savaşıp,
binbirinci yıl
dönmüştüm evime,
ne hayal ettiğimi buldum,
ne de hatırladığım gibiydi.
Hangi zamandaydım öyleyse,
nerede yaşlanmıştım?
Bir yerlerde geri kalmış,
ilerideydim veya——
yoksa nasıl bulsun beni pis karga?
Zamanının, ve yalnızca
kendi zamanının ağırlığını
taşıyan mutluydu.
Tozlu bir ağırlık mıydı karga
geçmişten gelen? Kuruydu,
kemikti bana dokunurken,
değil miydi yoksa?
Capcanlı gözleriyle
izliyordu mezarlığı,
benimse savaşacak
gücüm yoktu onunla.
Savrulan çimenleri
izlerken buldum kendimi
rüzgarda, kanatları olabildiğince
açık, yeni bulmuştum sessizliği
yırttı ortadan ikiye karganın sesi:
Duymayan kulaklara
bağırdım hep—
Ve hep mızrakların uçlarına
konuldu şiirlerim.
Daha kurumamıştı mürekkep——
kanlar içinde kaldım
sonunda.
Alın, alın sizin olsun hepsi,
yumuşak bir toprağa
gömün beni.
Kanatlarımı unutmayın, boydan boya
uçtuğumu bir göğü,
Ve bir yıldırım gibi
içinize nasıl düştüğümü!
1 Aralık 2019 Pazar
céleste
Ki ateş yutardım, —inanması güç—
Cennetin meyveleri dökülürken
gözlerden soğuk toprağa.
Gerçek/idi açlık, ruh
beklerken uykuyu,
Gerçek/idi sabahlar,
göğün sarmaladığı bedenler
Bir diri kaynak buldum,
susuz değilim artık.
Yuttuğum ateş, dinen
susuzluğumla
çarpışmakta
düş boyunca.
Cennetin meyveleri dökülürken
gözlerden soğuk toprağa.
Gerçek/idi açlık, ruh
beklerken uykuyu,
Gerçek/idi sabahlar,
göğün sarmaladığı bedenler
Bir diri kaynak buldum,
susuz değilim artık.
Yuttuğum ateş, dinen
susuzluğumla
çarpışmakta
düş boyunca.
25 Kasım 2019 Pazartesi
Тоска 3
ibrahim öldü dedim, kendi kendime. bir öğleden sonraydı, gözlerim boş bir bardağa takıldı. ibrahim öldü, boğazına geçirirken annesinin yıkadığı güzel kokan bir kazağı. az çürümüştü, ama böylesini çok görmüştü. açığa çıkmayı bekliyordu biliyorum, kanımızdaydı oysa, titriyordu. su her zaman sakin ve duruydu, korkutan ise ne kadar derin olduğu/idi. sol elimi bu savaşta kaybetmiştim, bir su kenarında, karanlığa kaptırdım, o elimle yazıyorum bu satırları. ibrahim öldü, size neden sabahları gördüğü gökyüzünü anlatmaya koyuldu? ibrahim öldü, dolu gözleri kurudu. ibrahim, elinde bıçak, bekledi, bekledi, bekledi. sonunda kendini buldu. titredi, titredi. bir boş sokakta yankılandı sesim, boş vadileri dolaştı rüzgarla, kimilerinde anlam buldu:
Çağırılmışızdır, kılı kırk yaran
bir mutsuzluğa. Ötesine değil.
Yazgıdır bu:
Bir kılıç— kendini keser
önce, yaralamak için
başkalarını.
Hiçbir şeye dokunmadan
alaşağı ettim her şeyi, kaçmak mı?
Kaçmak değil——
Her yerden gitmek isteği
yiyor— beynimi
usul usul
bir güve gibi.
Bir kılıç— kendini keser
önce, yaralamak için
başkalarını.
Hiçbir şeye dokunmadan
alaşağı ettim her şeyi, kaçmak mı?
Kaçmak değil——
Her yerden gitmek isteği
yiyor— beynimi
usul usul
bir güve gibi.
16 Kasım 2019 Cumartesi
Diyebilirim ki——
yalnızca bir fener
geceleyin sönmeyi düşünen,
Gün doğarken geriden gelen bir sese
çevirmeye çalışıyor cam gözlerini
Yok olurken ışığı yavaş ve sessizce,
başka bir ışığın altında
gizliyor yoksunluğunu, kamaşıyor dişleri
Bir anda
bir anda
bir anda—
sırtı en uzak kendisine
dibi karanlık
Uykuya dalıyor gece
Artık, yalnızca keskin kokulu
bir esintiyi taşıyor içeri
yalnızca bir fener
geceleyin sönmeyi düşünen,
Gün doğarken geriden gelen bir sese
çevirmeye çalışıyor cam gözlerini
Yok olurken ışığı yavaş ve sessizce,
başka bir ışığın altında
gizliyor yoksunluğunu, kamaşıyor dişleri
Bir anda
bir anda
bir anda—
sırtı en uzak kendisine
dibi karanlık
Uykuya dalıyor gece
Artık, yalnızca keskin kokulu
bir esintiyi taşıyor içeri
14 Kasım 2019 Perşembe
Тоска 2
Boyunu aşan bir dalganın içinden geçerek bir gemi ile, ve daha nicesi varken, ve batmaya yakın, ve dayanamıyorken gövdesi sert çarpışmalara, ve su alıyorken odaları.
Kamarasına çekilip yazıyor ilmek ilmek söküyor içinden, batacağını ve suya karışıp solacağını biliyorum sayfaların, ve içine çizdiğim haritanın içimin.
Ama biliyorum sonunda kavuşacağız başka bir zamanda, ve yazıyorum çünkü götürmek istemiyorum bu yükü benimle, ağırım yeterince. Hem beni boğan, su değil, su değildi, ve su olmayacak hiçbir zaman. Su, su———————
değil içimden çıkmaya çalışan...
Ben!
Kamarasına çekilip yazıyor ilmek ilmek söküyor içinden, batacağını ve suya karışıp solacağını biliyorum sayfaların, ve içine çizdiğim haritanın içimin.
Ama biliyorum sonunda kavuşacağız başka bir zamanda, ve yazıyorum çünkü götürmek istemiyorum bu yükü benimle, ağırım yeterince. Hem beni boğan, su değil, su değildi, ve su olmayacak hiçbir zaman. Su, su———————
değil içimden çıkmaya çalışan...
Ben!
11 Kasım 2019 Pazartesi
mezarın kazılı burada
zamaneylemsizlikleyüzsüzcenasıl
suçlamıştı!??
Kaplumbağalar kabuklarında
kayıp. Perdeden sızan
güneş silüeti—
sokaklarda adımlar kayıp.
Ekşimiş yüzler bakıp duran etrafa,
yelkovan, atlar rüzgarla koşturan
bir toplu saç kayıp. Ne güzel—
sessizce bakanlar yüzüme kayıp.
Aciz putlar kırıldığında
duyduğum hafiflik kayıp—
Ucube bir uçuruma döndü kelimelerim:
Kemir, kemir boydan boya çık içimden
Her şeyi aldın, bitir. Ben, zorunluyum kendime
bir cehennem gibi dönmüşüm yüzümü aynalara.
Kemir, kemir tükenmedi daha kır içimi.
Işık sızmıyor artık, garip bir tahta kokusu
duyuyor ancak burnum. Dibe çakılı,
ve söküp atmak imkansız, ben
zorbayım kendime. Ne büyük bir
kayıp zaman için, yaşanmamış bir hayat!
Kemir, kemir kusmak çaren değil,
bu bulantılar senin, karnın büyüdükçe
büyüyor içimde kanattığın gölgelerim.
Kendimi, yerini bilmediğim bir kutuya kapattım. Düşünceler: kelimelere döküldüğü an yitirir gücünü —en gizil silahı kaybolur: soyutluğu.— İstemem bir kutu içinde kaybolmayı. Dalların arasında kaybolmak isterdim, otururken bir salyangozun kabuğunda.
Sözümü duy: Kan ve irin akacak bu delikten, ışık giriyorsa içeri, yağmur da dolacak oradan. İnsan ancak büyümek için gerdiği derisinden, yırtılarak ayrılır. Ve her ayrılık acıdır, başlangıcı olduğu için yenilerin, ve farksız olduğu için eskilerden.
O yüzden mezarın kazılı burada, tam da—
yarısında hiçbir şeyin!
Sıcaklığı bakışların kayıp,
Tozları ardından gidenin
sessizliği, kıvrımı bir yol
ağzının kayıp.
Gezinen ve dans eden zihnimde
eller bir ağaca yaslanan, ışıklar
döküldüğü yerde kayıp.
ağaçkurdu,
ve
bir
ağaç
kayıp—
T a ş ı m a l ı y d ı beni salyangoz
izleyebilmeliydim yavaşlığıyla ey kayıp!
27 Ekim 2019 Pazar
Yarısında hiçbir şeyin
Kelimeler uyandırıyorum, ve içimde
hareketlenmeye başlıyor rahatsız parmaklar
Maddelerden geçip getiriyor küfleriyle.
Yazabilmek için, çıkıp çıkıp duruyorum
en yükseğime: Başındayım bütün uzakların,
su— yer arıyor kendine
birikebilmek için, yitip giderken.
Ölü tarlalardan gelen
büzgülü rüzgar, kızıl kuşları
ufukta belirirken, göründü sözlerim
Karartılar yaklaşıyor, ve bütün karanlıklar artık
benim!
Benim bu küller, ve diyebilirim ki iç rahatlığıyla
—Yeniden gelebilseydim buraya,
omuzlar üzerinde taşıtırdım kendimi, asla
gecikmeden asla!
—bir tasvir—
yeryüzünün
y e r a l t ı n d a y ı m.
Ne söylenir ki korkunç rutubete bakıp?
Ne yapılır ki artık ağlamaktan başka, ya da bir nokta bırakmak
mı kurtarır beni esaretinden sessiz işlenen günahların?
,ama ne olursa
olsun üçüncü bir ses içimde: İsa'dan
da y ü k s e k i d i calvaire
ama sonuydu yine de!
İstemezdim artık bu sessizlik sürsün,
savaşlar ilan edilmiyor artık,
sonuna yetişiyorum kayıpların.
Kır atlara vurguydu, kabullenmek başka acıları,
dönerken düzensiz sınırlarında günün,
tozlu tahtaların, arasından ayetler buluyorum,
el yazmaları, bir ateş yakar gibi
ve izlemek için oturuyorum gölgemi.
Savrulmuş yıldızların, kesilmiş geceye
uygunsuzluğu çığlık çığlığa
başlıyor yeniden: Bana bir hayat bahşet,
öncesinde ölümden..................
22 Ekim 2019 Salı
Тоска
açken mutsuzca yemek yiyeceği zamanı bekleyen, yemek yerken mutsuzca tekrar acıkacağını aklına getirir. süregelen ve tükeneceği bilgisi mutluluğu bir canavarın midesine hapseder. ve düşüneni de. zıpkına geçirilen balık, karnında mutsuzluğu bu yüzden taşır. ve döker yedikçe onu.
5 Eylül 2019 Perşembe
varlığa karşı
göz, siyah yüz
üzüm taneleri dökülür
mü yılanın ağzına
bir ruhtan kaçarken?
şişenin dibinde
saklanmış mektup
dalgalı denizlere götürür
mü çöl?
inatla gizlenen arkasına
perdelerin, soysuz çenelerin
büzüldüğünde korkudan,
tozlardan elini kaçıran,
,beklediğine
değecek mi kenarında
kalmanın geçişlerin?
akarken sular ya da
kuru kamışlardan sal
yüzerken,
dağılmak korkusu almaz mı
zambakları hatırlayıp durur
ve köşede yaşayışını arasında
suyun, büyümenin, gözlerinden
uzak insanların, bir anda
çekip çıkarılışını döngüsünden saatlerin
hatırlamaz mı?
delik bir çatı gibi: gerçekler—
yağmurla taşır
içeri denizi. burgulu iplik
gibi dökülür, gözlere kamaşan
ışık bırakır, seslere kırılgan
taşlar döşer, altından yürür
ıstırap, balık midesinde
saklıdır gölgesiz— sürüsünü dağıtır
mı koca bir ah içine doğru,
önündeki kaya parçalarına,
arkasındaki burçlara bakıp?
yeşil giysiler içinde, sararmış
yapraklara basıp sessizce
geçmek gerek. göz, siyah yüz
susmaya yakın durman, başımın
üstüne yetişen çürük tanelere
anlam biçmem için mi bu
karmaşa?
üzüm taneleri dökülür
mü yılanın ağzına
bir ruhtan kaçarken?
şişenin dibinde
saklanmış mektup
dalgalı denizlere götürür
mü çöl?
inatla gizlenen arkasına
perdelerin, soysuz çenelerin
büzüldüğünde korkudan,
tozlardan elini kaçıran,
,beklediğine
değecek mi kenarında
kalmanın geçişlerin?
akarken sular ya da
kuru kamışlardan sal
yüzerken,
dağılmak korkusu almaz mı
zambakları hatırlayıp durur
ve köşede yaşayışını arasında
suyun, büyümenin, gözlerinden
uzak insanların, bir anda
çekip çıkarılışını döngüsünden saatlerin
hatırlamaz mı?
delik bir çatı gibi: gerçekler—
yağmurla taşır
içeri denizi. burgulu iplik
gibi dökülür, gözlere kamaşan
ışık bırakır, seslere kırılgan
taşlar döşer, altından yürür
ıstırap, balık midesinde
saklıdır gölgesiz— sürüsünü dağıtır
mı koca bir ah içine doğru,
önündeki kaya parçalarına,
arkasındaki burçlara bakıp?
yeşil giysiler içinde, sararmış
yapraklara basıp sessizce
geçmek gerek. göz, siyah yüz
susmaya yakın durman, başımın
üstüne yetişen çürük tanelere
anlam biçmem için mi bu
karmaşa?
31 Ağustos 2019 Cumartesi
Kusuyorum can havliyle
Resmedilmedi hiç bu ağrı
Sanki dünyayı doğuruyor
Ve senin etrafında döndürüyorum
çarpışmalardan habersiz
—Ne yazık ki düşüyor elim
İçi boş bütün tuvallerin
Canavarın midesinde kayboluyor
Kavruluyor kendini unutup
Büyüyor hatıralarımda: her zamanın
sonunda, ben kendime bir ağla çevrili
boğuluyor engin sularda
Bir alageyiğin boynuzunu ayırıp
ellerime koydular rüyalarımda, —neden?
Bir kırılgan midye kabuğuydum
korkarak geldim yanınıza.
Boşa değil, boşa değil bu sancılar
İyi olanım en kötüsünden,
beyaz sıvalı mezarlardan farksız
—Soğumaktayım
Taş parçasıyım baş ucunda dikili.—
Tok bir gürültüyle hatırlar ağaçlar yağmuru
Aşina olmadığımız duygular bizi ürpertir,
Susamış gölgeye dönüşeceğim zamanı gelince
O zamana kadar sessiz kum taneleri gibi hareket
edeceğim geceleri: geçmişimden kaçıp,
geçmişimden kaçıp
Ürper şimdi ey gökkubbe, ey yeryüzü,
ey cüceler dev zanneden kendini!
Kirinizden görünmüyor ruhunuzun fakirliği!
—Bir uğultuyla hatırladım her şeyi:
Yeni doğmuş ulu atmaca gibi
yine yemeliyim solucanları
ve öğrenmeli yine uçmayı.
Tüyü bitmeli üstümde varoluşun.—
Bulut pelerinim, gizlemiyor artık
Yükseklerden kelimeler seçtim,
Çünkü ağır olmalıydı düşüşleri.
Bir uğultu dedim,
sesleri doğurdum: —Lilith,
Lilith;
Bu benim doğumum!
Baştan yarattım kendimi
Yarınlar senin evin biliyorum!
Öldürmeli karımdan çıkan beni
Yoksa idrak etmeli artık:
Aşina olmadıkları duygular bunlar,
En içimdeyken, nereden bilebilirdim kim olduğunu!
nereden bilebilirdim doğumunda
beni yaratacağını.
Resmedilmedi hiç bu ağrı
Sanki dünyayı doğuruyor
Ve senin etrafında döndürüyorum
çarpışmalardan habersiz
—Ne yazık ki düşüyor elim
İçi boş bütün tuvallerin
Canavarın midesinde kayboluyor
Kavruluyor kendini unutup
Büyüyor hatıralarımda: her zamanın
sonunda, ben kendime bir ağla çevrili
boğuluyor engin sularda
Bir alageyiğin boynuzunu ayırıp
ellerime koydular rüyalarımda, —neden?
Bir kırılgan midye kabuğuydum
korkarak geldim yanınıza.
Boşa değil, boşa değil bu sancılar
İyi olanım en kötüsünden,
beyaz sıvalı mezarlardan farksız
—Soğumaktayım
Taş parçasıyım baş ucunda dikili.—
Tok bir gürültüyle hatırlar ağaçlar yağmuru
Aşina olmadığımız duygular bizi ürpertir,
Susamış gölgeye dönüşeceğim zamanı gelince
O zamana kadar sessiz kum taneleri gibi hareket
edeceğim geceleri: geçmişimden kaçıp,
geçmişimden kaçıp
Ürper şimdi ey gökkubbe, ey yeryüzü,
ey cüceler dev zanneden kendini!
Kirinizden görünmüyor ruhunuzun fakirliği!
—Bir uğultuyla hatırladım her şeyi:
Yeni doğmuş ulu atmaca gibi
yine yemeliyim solucanları
ve öğrenmeli yine uçmayı.
Tüyü bitmeli üstümde varoluşun.—
Bulut pelerinim, gizlemiyor artık
Yükseklerden kelimeler seçtim,
Çünkü ağır olmalıydı düşüşleri.
Bir uğultu dedim,
sesleri doğurdum: —Lilith,
Lilith;
Bu benim doğumum!
Baştan yarattım kendimi
Yarınlar senin evin biliyorum!
Öldürmeli karımdan çıkan beni
Yoksa idrak etmeli artık:
Aşina olmadıkları duygular bunlar,
En içimdeyken, nereden bilebilirdim kim olduğunu!
nereden bilebilirdim doğumunda
beni yaratacağını.
8 Ağustos 2019 Perşembe
ibrahim’i anlatırken
Kan yağmurları yağıyor
Eskimiş ruhlar fark edilecek diye
kaçışıyor hazin gözyaşlarından
uzağa. Gölgeler kuyusuna
düşüyorlar içlerine attıklarına.
Gölgedeki kör baykuş
Gölgedeki kör baykuş
ben: Tek yük kendime kışı öldürürken.
Aralanıyor issiz zamanlar
Nicesini söylemiştim
Yazı, baharı.. Ama ısırıldı bir kere cennetin
o koyu, ham güzellikte elmaları.
Yüzünü görmeliydiniz düşerken cehenneme
Görmeliydi kayıkçı ayrılmadığını gözlerin
Korkusuzca omzunda taşıyan ve dik kaşları
korku verirdi izleyenlere.
Ayır beni kendimden
Yaşıyor ve savaşıyorum aslında
Ama insan nasıl dayanır bu kadar yalnızlığa?
İmgeler savaşı
Her sözümde düş
Her bakışımda bataklık
Ve düşler: Atlası-ydı yaşadıklarımın.
—düşlerim: gerçek olduğundan habersiz—
Çıkamadım sağır denizlerden gerçek olmadığımdan
Perdeli ayaklarımla kor bilmişliğinize basamam
Burada gömülü yanılsaması göz boyayan renklerin
Burası gözlerim. Her şeyin, hiçliğe
dönüştüğü yerdir: Bedenim.
Dayanamaz bir ayaza bu beden, dedim.
Ve yürüdüm daha soğuklarına. İnce sesli bir
yabancı olmayı diledim.
Yüzlerini gizleyen karanlıklar bana,
ateşler boğulmayı bekleyen sularda,
susuzluklar aşılmayı bekleyen kum dağlarının ardında
Gözlerini kaçıran hatıralar benim olabilir sadece!
Düşlerimin yaşamı benim, ben ki düş
gezgini: Her gece seyahat ederim birinden başkasına.
Ve her gündüz kovalarım geceyi.
Ellerimde boşluğun kavuştuğu
başka bir ezgi.
Kime savrulurdu gözyaşlarımdan
o kibirli ruhumun çiçekleri
bir kılıç gibi—
Neden aydınlığı arar, ateş
değilken boğulmayı ister suda?
İnsan avlularında bekler tenhalığı
kalabalıklarda bir yıldız gibi parlamayı
Hele ki bir yıldız değilken.
Ve ölüm aynaların karşısında,
gerçeklerimi kırıp atlasını çizdiğim
dünya: Denemez başka bir hayata.
Atlas: Denemez başka bir hayata.
Ağzımı aralayan bu sessizlik
ağartsın saçlarımı darmaduman
Ay ışığı vursun üstlerine; tüyü dökük,
hırpani kedilerin yüzümü tırmalayan.
Kanatsın gerçekleri ve gene siyah
bir kan dökülür, tıpkı gerçeği.
Biliyorum saf değil, bulaşmasın bana
Duyuyorum kır kurtlarının ince sesleri
kapıda. Anladım yağacak kan yağmurları
kavuşacağımda huzura.
21 Temmuz 2019 Pazar
karalama: sonus.
Yarının sabahları, ne zordur uyanmak onlara!
Boş bir pencereden bakıyorum, boş bir sokağa.
Kovduğum her çirkin düşünce, daha da hırçın
geçirdi dişlerini boğazıma.
Gözlerinin içine bakıyorum, bu dizelerle ancak.
Gün doğumu söylenen şarkılar olsaydı ağzından,
sökülen bir iplik gibi dağınık ve ucu belirsiz,
çözüyor ilmek ilmek dokuduğu saflığı. Kirletiyor
yaşamak, düşünceleri ağlatıyor yüzleri:
Ah, taştan kalbin ve bileklerin
Neden değdi e l l e r i s a n a
toprağa düşen ateşin?
Yalnızken doğurduğum gözlerimin önünde.
Büyüdü, sınıyor beni. Kurumuş nehrin kenarında,
susuzluktan ölmeye yakın: Tıpkı böyle
sö
yle
dik
ler
im.
Ne gariptir ki yücelerin yücesi sarmaşıklar,
sizler gibi yükseğe için sarıldım yılanlara!
Düşüncelerin düşüncesine ulaşmak için
boşalttım içini kelimelerin, kendi dilimi doldurdum.
Dönüyor cümlelerim, sarılıyor birbirine.
Bilenmiş dişlerini gösteriyor birden bire:
—Başkalarının acıları yaşatır bizi, kendi acılarımız ise öldürür.
Keten bir boşluk kalıyor geriye,
Boş bir pencereden bakıyorum, boş bir sokağa.
Kovduğum her çirkin düşünce, daha da hırçın
geçirdi dişlerini boğazıma.
Gözlerinin içine bakıyorum, bu dizelerle ancak.
Gün doğumu söylenen şarkılar olsaydı ağzından,
sökülen bir iplik gibi dağınık ve ucu belirsiz,
çözüyor ilmek ilmek dokuduğu saflığı. Kirletiyor
yaşamak, düşünceleri ağlatıyor yüzleri:
Ah, taştan kalbin ve bileklerin
Neden değdi e l l e r i s a n a
toprağa düşen ateşin?
Yalnızken doğurduğum gözlerimin önünde.
Büyüdü, sınıyor beni. Kurumuş nehrin kenarında,
susuzluktan ölmeye yakın: Tıpkı böyle
sö
yle
dik
ler
im.
Ne gariptir ki yücelerin yücesi sarmaşıklar,
sizler gibi yükseğe için sarıldım yılanlara!
Düşüncelerin düşüncesine ulaşmak için
boşalttım içini kelimelerin, kendi dilimi doldurdum.
Dönüyor cümlelerim, sarılıyor birbirine.
Bilenmiş dişlerini gösteriyor birden bire:
—Başkalarının acıları yaşatır bizi, kendi acılarımız ise öldürür.
Keten bir boşluk kalıyor geriye,
sular hevesle akıyor geri yataklarına.
Gecenin çöktüğü yerde
toplanıyor ikilem:
Yarım kalmış bir yaşam,
tamamlanır mıydı d ü ş
ile?
16 Temmuz 2019 Salı
1608191630-36
Şöyle özetleyebilirim: İçi her geçen dakika suyla dolan bir oda gibiydi. İlk zamanlar mutluluklar içinde yüzerken, sonrası acılar içinde boğuldum. Fakat ben kanat çırpmak isterdim, su her zaman korkutucuydu. Yaşamak, nefes almak, bir yüzden öteye gidemeyen geçmişim haddinden fazla ağırdı. Kanat çırpma isteği git gide çırpınmaya dönüştü.
14 Temmuz 2019 Pazar
yaş ağaç gövdeleri
Cılız ben, tırmalasın sesim kulakları
İçimi bırakıyorum buraya.
Güzeldi yüzün
uyandığım ilk sabahlar gibi.
En emin adımlarımla saklandım kovuğa
belli etmeden meraklı gözlere. Gördüm:
ağaçların güneşi kapatan tepelerini.
Gövdeler ağırlığınca eğri,
bir ışık gibi parlak yine de.
İyiliğin vadilerinde, olmayı istedim
korkutabilmek için kötülükleri.
Gölgeler görüyorum
yeniden gözlerimde.
Üşüştüler a ç k u r t l a r
gibi üstüme.
cam kırıkları cam kırıkları
kırmızıya boyadınız gözlerimi
yara benim değil ama acı benim
kelimeler gücünü yitiriyor dökülürken
ölü yapraklarla dolu avuçlarım
istedim ama geri dönmedi saatin sarkaçları
cam kırıkları cam kırıkları
kestiniz zamanı, cehenneme doğurdular beni
niye gitmiyor kırmızılık gözümden
duymadınız ardınızdan ağlayışımı
kestiniz en masum olanı
kesik benim değil ama ruh benim
kesik benim değil ama ruh benim
kırmızıya boyadınız gözlerimi
yara benim değil ama acı benim
kelimeler gücünü yitiriyor dökülürken
ölü yapraklarla dolu avuçlarım
istedim ama geri dönmedi saatin sarkaçları
cam kırıkları cam kırıkları
kestiniz zamanı, cehenneme doğurdular beni
niye gitmiyor kırmızılık gözümden
duymadınız ardınızdan ağlayışımı
kestiniz en masum olanı
kesik benim değil ama ruh benim
kesik benim değil ama ruh benim
1 Temmuz 2019 Pazartesi
saman alevi
Boş sandalyelere kelimeler dökülüyor, sokaklar kılıç tutmuş boğazıma, ellerim ise değdiği her yerden bir yara biriktiriyor ağır ağır. Olduğum yere bak, dedim içime doğru. Gözlerimi kapattım. Olduğum yere bak, dedim dışarı doğru. Yalnızlığını yaşadım; iki kere evsiz, iki kere hoşnutsuz karşılanmanın. Kulaklarımı kestim. Duymamak için içimdeki çığlığı. Kulaklarımı kestim, ve duydum. Bir ışık bekledim geçiş için, yürüdüm. Sonsuz beyaz bekleyiş. Kırıldı gözlerimin içine bakıp, buzlar saçıldı kendinden başka her yere. Kendini yok etmek isteyen buz duygular toplandı üstümde, toplandı tırnaklarıma dek. Devam etti: samanda kibrit, kadar bekledim. ellerimi birbirine sürterek, ısınmak için. Ç ö l gecesinde, bu yalnızlığa, bu kadar dayanabildim.
30 Haziran 2019 Pazar
yüzdüşüm
Ruhumu dinlendirmeye geldim parıltılı suyun kenarına.
Başka alacağım bir şey yok buradan sözüm söz.
Birer ikişer çizgi gözaltlarıma ve ete kemiğe büründüm.
Ve işte postum, başından bir insanın. Su sesleri,
çığlık sesleri. Aydınlığın içinde karartılar, bitmeyecek
alevlerin titreyişi. Ben, düşünceler avcısı:
Günüm sonum, gecem ve peşinde olduğum
düşünceler yaşatır ancak beni. Her şeye karşı bir meyvenin
içi, canlanır mevsimin birinde, kollarımda dallanıp budaklanır
ve ekşir yine kollarımda. Uzak yerlerde toplanır bu defa
düşünce sürüsü, koklayarak gitmemi ister peşinden. Geceleri
koşarım bu yüzden, ve bir nehir yatağı bulursam, bir su kenarı
şimdiki gibi. İşte budur bileklerimden korkuyu çekip alan.
Fakat ertesinde, yorgunluğumu da açıklamış oldum geceden
kalan: Koşmuş olmam zamanda yer bulamayanın arkasından.
Gerçek mi beni yaşamdan koparan yoksa
düşünceler mi beni yaşama bağlayan?
Dinleyin, kulak verin, gururlanmayın, çünkü ben konuştum!
Düşler: Zamanın içinde yer bulamayan gerçekler/idi, ben buldum.
İnanın ayrılmam gerek bu su kenarından, dumanımı gizleyemedim.
Kuş tüyleri saçılıyor etrafa, geliyorlar. Bunları yazıyorum fakat
koşuyorum aklımın içinde. Düşüncelere doğru, dokunamadığım daha önce
düşüncelere... neden koşmayı seviyor bir yanım?
Neden belirsizliğin içinde yüzmeli diyor diğeri?
İki yanım da tanımadığım,
suyun parıltısına düşüyor yüzüm.
Görüyorum orada kendimi:
Çiziklerim birer ikişer, gözlerim.
ete, kemiğe bürünmüş düşüncelerim.
Görüyorum orada kendimi:
Başından beri bir insanım.
Hırsla kapatıyorum gözlerimi geceye.
Nerede o peşimdekiler? Bir gece boyunca beni
koşturan düşüncelerin arkasında,
-yüzüme bak-
nerede!
27 Haziran 2019 Perşembe
iklimin ölümü
Benim hüzünlü sevgilimdi, öldüren iklimleri
Sonrasında kırık bir aynadan dönen bendim
yüzüme. Yetiştirdiğim ağaçlar ve beni yetiştiren
dağın eteklerindeki sulu, tatlı meyveler:
Kimisini rüzgarıyla kırdı gövdesinden
Kimisini sarstı, yaprakları düştü solarak ellerimden.
Otları, çimenleri kuruttu ve bastı üstlerine.
Dökülen bendim, üstümdeki örtüyle batmaktayım hâlâ.
Otları, çimenleri kuruttu ve bastı üstlerine.
Dökülen bendim, üstümdeki örtüyle batmaktayım hâlâ.
Benim hüzünlü sevgilimdi, inandıran yalanları
gerçeklere. Öncesi güzel yüzleri anlamazdım, sözleri
bilmezdim, anlatısını sessizliğin, kulaklarımda duyumsamasını.
Ancak kendimin yarattığı dünyada tadabildim tutsaklığını
hayallerimin duygularıma. Ancak böyle tutsak olabilirdim
hayallerimin duygularıma. Ancak böyle tutsak olabilirdim
tam olarak duygularıma. Ama önemi yok, ama önemi yok,
benim payıma düşen izlemekti bataklığa batışını mektubun,
içe çekilişi aynı zamanda şimşeklerimin, günün sabahında
uykunun. Ölüm uzun mu, yaşam mı kısa? Tilkiler dolaşıyor aklımda
ve kuyrukları bağlı. Gecenin unutulmaya yakın yerinde:
Küçük beyaz bulut, yabancı yerimden tut beni
dünyaya götür. Benim hüzünlü sevgilimdi,
saatleri yolan günden, saçlarını koparan ve yalnız,
elini uzatıp boşluğu tutan, kıraç toprağa bakıp yeşerten
düşünde. Denizi k u r u i d i yüzünde ağlamaktan. Bir
gecenin iki gölgesi, elimden alınamaz artık yaşadıklarım.
Sonunda buldum sonbahar güllerini, ararken vadilerinde.
Ölen bendim iklimlerle—
gecenin iki gölgesi, elimden alınamaz artık yaşadıklarım.
Sonunda buldum sonbahar güllerini, ararken vadilerinde.
Ölen bendim iklimlerle—
18 Haziran 2019 Salı
ben-değ-il-mi-ydim
I.
Gözlerimi aralayan kör bıçağı alıyorum yeniden.
Oymaya başlıyorum içimi müziğin eşliğinde
dans ederken sen. O ve.
Neden perdelerin arkasına mahkum,
kırmızı bir ayın ışığını kesen damla kanla
bir bulut gibi? Fakat öldürebilirim kendimi,
bir düşten arta kalan hatıra ile. Perdeleri aralayabilir
ellerim. Hüzünlü aşk şarkısı okumakta dudaklarım
ve şimşekler, gözümde parlayarak geçmekte yaşam:
Her şeyin, her şeyin dokusu boşluklarla dolu,
asıl delilik bu!
II.
Düşleyen ölümü ve düşlerinde öldüren!
Duymalı, üflenen bu insana: Yaşamın tehdidi,
yine başka yaşamlardır.
Büyüyle katılmış, ama adımlarım
bir yolun değil, bir toprağın değil.
İçimden geçenlere ağlayan, kan gölüne yönlenen
adımlarım, büyüyle katılmış.
III.
Yüzünü kaldır ağlama duvarından. Ve işte yaz,
savaşın eşiği. Miğferim kolumun altında sıkıştırılmış:
Safım, temizim şimdi! Gelebilirim bataklıklardan çıkıp,
çöllerden geçip dönebilirim olduğum yerde.
IV.
Eksik bu cümleler! Her anlamda eksik cümleler
kurmaktansa susmalı. Çöllerden geçip dönemem,
gerçeklere. Benim değil savaşın eşiği.
O tedirginlik kendi içine olmayan adımlardaki.
Senin adın yeryüzünde masum bir gözyaşı:
Kirletemem ağzıma alıp!
V.
İzin ver,
güvenme bana. Savaş benim-değ-il-mi?
Güçsüz duvarlarım eşik değ-il mi?
Bu dalkaranlık, yansıması gizlediğim
ateşin d e ğ-il-mi?
Çöllerden geçip dönebilirim olduğum yerde!
Bu kararsızlık, ikilem, duygulam,
yıkım, göğe çıkan yorgun ay, gözümde sönen sevgim,
soğuğa karşı akışım, boşluğu içimde ağlayışın,
temizlediğim adın, sakladığım cümlerin!
Benim d e ğ-il-miydi yüzüme değen kuşun
ağzındaki solucan, gözlerindeki yaş
çırpınışı kalbinin!
VI.
Benim değil miydi,
kendime dönüp dönüp
başkasıyla karşılaştığım
yaşam?
Gözlerimi aralayan kör bıçağı alıyorum yeniden.
Oymaya başlıyorum içimi müziğin eşliğinde
dans ederken sen. O ve.
Neden perdelerin arkasına mahkum,
kırmızı bir ayın ışığını kesen damla kanla
bir bulut gibi? Fakat öldürebilirim kendimi,
bir düşten arta kalan hatıra ile. Perdeleri aralayabilir
ellerim. Hüzünlü aşk şarkısı okumakta dudaklarım
ve şimşekler, gözümde parlayarak geçmekte yaşam:
Her şeyin, her şeyin dokusu boşluklarla dolu,
asıl delilik bu!
II.
Düşleyen ölümü ve düşlerinde öldüren!
Duymalı, üflenen bu insana: Yaşamın tehdidi,
yine başka yaşamlardır.
Büyüyle katılmış, ama adımlarım
bir yolun değil, bir toprağın değil.
İçimden geçenlere ağlayan, kan gölüne yönlenen
adımlarım, büyüyle katılmış.
III.
Yüzünü kaldır ağlama duvarından. Ve işte yaz,
savaşın eşiği. Miğferim kolumun altında sıkıştırılmış:
Safım, temizim şimdi! Gelebilirim bataklıklardan çıkıp,
çöllerden geçip dönebilirim olduğum yerde.
IV.
Eksik bu cümleler! Her anlamda eksik cümleler
kurmaktansa susmalı. Çöllerden geçip dönemem,
gerçeklere. Benim değil savaşın eşiği.
O tedirginlik kendi içine olmayan adımlardaki.
Senin adın yeryüzünde masum bir gözyaşı:
Kirletemem ağzıma alıp!
V.
İzin ver,
güvenme bana. Savaş benim-değ-il-mi?
Güçsüz duvarlarım eşik değ-il mi?
Bu dalkaranlık, yansıması gizlediğim
ateşin d e ğ-il-mi?
Çöllerden geçip dönebilirim olduğum yerde!
Bu kararsızlık, ikilem, duygulam,
yıkım, göğe çıkan yorgun ay, gözümde sönen sevgim,
soğuğa karşı akışım, boşluğu içimde ağlayışın,
temizlediğim adın, sakladığım cümlerin!
Benim d e ğ-il-miydi yüzüme değen kuşun
ağzındaki solucan, gözlerindeki yaş
çırpınışı kalbinin!
VI.
Benim değil miydi,
kendime dönüp dönüp
başkasıyla karşılaştığım
yaşam?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
