24 Ocak 2019 Perşembe

pugna, medusa.


I.  (Tanrım, Tanrım! En sadık değil ama yemin ederim en çok acı çeken bendim. Saçlarımdan çıkar yılanları, taşlaştır gözlerimi bu dünyaya, yarattığın kalbi ufala. Dinsin artık yaşıyor oluşun, ağrıları.)

II. Ve konuştu çatlayan sesiyle akbaba: Z i y a n d ı, sonradan fark edişiniz ziyan oluşu. Soğurken kan, etini kesmeli göğsünden yemin edenin. Kusmalı insan denen, bir yüzünü dökmeli aynaya. V e s a r ı p s a r m a l a m a l ı k a r a n l ı ğ ı, ı ş ı ğ ı n a g ü v e n i y o r s a. 

Yoksa kırılmayacak kabuğu, değişmeyecek gömleği yaşamın. 

III. Parlak giysilerinizin altında, ruhunuzdan başkası değil sönecek olan. Yere batsın temiz zannedişiniz kendinizi, çıplak ayaklarla basacağım üstünüze ilk fırsatta. 

Ok saplanmış avucunun içine, ve o beyaz gölge. Sen değil miydin, dökülen kristalleri ışığın, gecenin parlayan yerinde?

IV. Ve konuştu çatlayan sesiyle akbaba: Eski kayığın önünde iki seçenek. Ya parçalanır denize açılıp ya da çürür kalıp limanda.

Ya da senin, 
insanoğlu!

15 Ocak 2019 Salı

karalama: Suret


Bir kayıtsızlığı olmalıydı her serzenişin, bir geçmişi. Sığınacak bir liman istemedim, yolumdan çıkmam, beklemek dindirmez içimdeki yeli. Suçlayıcı, hızlıca ve gerçek... Dansımı gör şimdi, kanayan ruhum sızlanmadan.

Gölge oyunu: ve kuş kanatları ellerim -idi düşümde. Karanlığa teslim olmadan, yer altında. Titreyen, yavaşca ve masum... Dönen nefretin etrafında, bir hüzünlü ağlatı: İçime değiyor bu karartı.


Okyanusun derininde: bir düş içinde saklıyorum köklerini. Hızla bulaşmalı gözlerime ışık, ki yürümeli aynı hızla karmaşaya doğru. Islak, yakıcı ve ırmaksal... Bu ev benim, yeraltında. Doğamamış olmanın özlemi aynı zamanda. Böyleydi düşüncelerim, dolanırken birbirine cansız ellerim.


Putların içine savurdum ellerimi. Işığın ardına seslendim. Bulanan su: solgun ve kurşuni... Uyku kovalıyor tozların arasından, seçebildiğim gözlerim. Bana bakıyor!


Zamansız soluşum, ama yine de olacaktı bu önünde sonunda. Düşlerim: yırtarak bedenimi taşıyor etrafa. Putlar içine savurdum ellerimi. Boğuk ses, yağmurun altına götürdü beni. Ben kırıldım ve kanayan yok benden başka. Kahkahalar attım.

5 Ocak 2019 Cumartesi

icarus

Zihin: (Asra yemin olsun ki ölümden sonra da sürecek,
Aşağılanmış oldum dünyaya gelerek.

Asra yemin olsun ki unutmayacağım 
Boynuma değen bıçağın hesabını soracağım.)

I. Dönüş bu öze, benliğe doğru.
Sadece benim duyabildiğim sesler
her gece yanıma gelip bunları anlatır.
Belki bir sanrı, belki ölünün ağzından bir ses:
             -Yoktur hiçbir faydası çağrının, 
             insan dediğin, elbette bir kaya parçası:
             düşecektir!-

Kır dallarımı, örsele gövdemi kusursuz
bir biçimde. Suyun içindeki ceylan anlar ancak beni.
Zaten durgun bir bakıştım yüzlerde.
Kör dişlerim mi korkuttu seni
Yoksa neden atıldım bu kayboluşa öylece?

II. Ruha vurulan zincir
git gide sönen hayat ışığı içimde.

III. Ateş miydi beni yakan, yoksa ateşi düşünmek mi?
Reddedebilir miyim ziyan oluşu zamanın içinde?
Ben ki bu kayboluşun içinde bir yerde, adınla bir ağıt:
Duvarların içinde kaldı sesim.
Yaşamak değildi, değildi: sadece bir kabulleniş!
Dört mevsim seslendi bana, sesleri yabancı.
-Yapma! İcarus, İcarus
Dünya dönendir yalnızca, senin yanında. 
Bırakma kendini boşluğun dolgunluğuna
Gülümseyerek kesme: izleriyle sanrıların,
yaşamın şah damarını. 
İcarus, İcarus! Güneş senin ve bekler seni. Yağmur yağsa da evine,
Kuş tüyü düşecektir sabahında. Seni harekete geçirmeyen duygular
senin değildir anla!-

IV. Böyle yankılandı sesim duvarda: İcarus!

V. Sudan kelepçelere bağlı ve 
hazırım!
Göster bana kara kuşların kanatlarını,
ölçüsüz bir süzülüşle.