25 Kasım 2019 Pazartesi

Тоска 3


ibrahim öldü dedim, kendi kendime. bir öğleden sonraydı, gözlerim boş bir bardağa takıldı. ibrahim öldü, boğazına geçirirken annesinin yıkadığı güzel kokan bir kazağı. az çürümüştü, ama böylesini çok görmüştü. açığa çıkmayı bekliyordu biliyorum, kanımızdaydı oysa, titriyordu. su her zaman sakin ve duruydu, korkutan ise ne kadar derin olduğu/idi. sol elimi bu savaşta kaybetmiştim, bir su kenarında, karanlığa kaptırdım, o elimle yazıyorum bu satırları. ibrahim öldü, size neden sabahları gördüğü gökyüzünü anlatmaya koyuldu? ibrahim öldü, dolu gözleri kurudu. ibrahim, elinde bıçak, bekledi, bekledi, bekledi. sonunda kendini buldu. titredi, titredi. bir boş sokakta yankılandı sesim, boş vadileri dolaştı rüzgarla, kimilerinde anlam buldu: 


Çağırılmışızdır, kılı kırk yaran
bir mutsuzluğa. Ötesine değil. 

Yazgıdır bu:
Bir kılıç— kendini keser
önce, yaralamak için
başkalarını.

Hiçbir şeye dokunmadan
alaşağı ettim her şeyi, kaçmak mı?
Kaçmak değil——

Her yerden gitmek isteği
yiyor— beynimi
usul usul
bir güve gibi.

16 Kasım 2019 Cumartesi

Diyebilirim ki——
yalnızca bir fener
geceleyin sönmeyi düşünen,
Gün doğarken geriden gelen bir sese
çevirmeye çalışıyor cam gözlerini 
Yok olurken ışığı yavaş ve sessizce, 
başka bir ışığın altında
gizliyor yoksunluğunu, kamaşıyor dişleri
Bir anda
bir anda
bir anda—
sırtı en uzak kendisine
dibi karanlık

Uykuya dalıyor gece 
Artık, yalnızca keskin kokulu
bir esintiyi taşıyor içeri

14 Kasım 2019 Perşembe

Тоска 2

Boyunu aşan bir dalganın içinden geçerek bir gemi ile, ve daha nicesi varken, ve batmaya yakın, ve dayanamıyorken gövdesi sert çarpışmalara, ve su alıyorken odaları.
Kamarasına çekilip yazıyor ilmek ilmek söküyor içinden, batacağını ve suya karışıp solacağını biliyorum sayfaların, ve içine çizdiğim haritanın içimin. 
Ama biliyorum sonunda kavuşacağız başka bir zamanda, ve yazıyorum çünkü götürmek istemiyorum bu yükü benimle, ağırım yeterince. Hem beni boğan, su değil, su değildi, ve su olmayacak hiçbir zaman. Su, su———————
değil içimden çıkmaya çalışan...
Ben!

11 Kasım 2019 Pazartesi

mezarın kazılı burada


zamaneylemsizlikleyüzsüzcenasıl
suçlamıştı!??

Tanrısal gözlerde irin
Kaplumbağalar kabuklarında
kayıp. Perdeden sızan 
güneş silüeti
sokaklarda adımlar kayıp. 
Ekşimiş yüzler bakıp duran etrafa, 
yelkovan, atlar rüzgarla koşturan
bir toplu saç kayıp. Ne güzel
sessizce bakanlar yüzüme kayıp.
Aciz putlar kırıldığında 
duyduğum hafiflik kayıp

Ucube bir uçuruma döndü kelimelerim:
Kemir, kemir boydan boya çık içimden
Her şeyi aldın, bitir. Ben, zorunluyum kendime
bir cehennem gibi dönmüşüm yüzümü aynalara. 
Kemir, kemir tükenmedi daha kır içimi. 
Işık sızmıyor artık, garip bir tahta kokusu 
duyuyor ancak burnum. Dibe çakılı, 
ve söküp atmak imkansız, ben
zorbayım kendime. Ne büyük bir
kayıp zaman için, yaşanmamış bir hayat!
Kemir, kemir kusmak çaren değil,
bu bulantılar senin, karnın büyüdükçe
büyüyor içimde kanattığın gölgelerim.

Kendimi, yerini bilmediğim bir kutuya kapattım. Düşünceler: kelimelere döküldüğü an yitirir gücünü —en gizil silahı kaybolur: soyutluğu.— İstemem bir kutu içinde kaybolmayı. Dalların arasında kaybolmak isterdim, otururken bir salyangozun kabuğunda. 

Sözümü duy: Kan ve irin akacak bu delikten, ışık giriyorsa içeri, yağmur da dolacak oradan. İnsan ancak büyümek için gerdiği derisinden, yırtılarak ayrılır. Ve her ayrılık acıdır, başlangıcı olduğu için yenilerin, ve farksız olduğu için eskilerden.

O yüzden mezarın kazılı burada, tam da
yarısında hiçbir şeyin!

Sıcaklığı bakışların kayıp, 
Tozları ardından gidenin
sessizliği, kıvrımı bir yol 
ağzının kayıp.
Gezinen ve dans eden zihnimde
eller bir ağaca yaslanan, ışıklar 
döküldüğü yerde kayıp. 
ağaçkurdu, 
ve 
bir 
ağaç
kayıp

T a ş ı m a l ı y d ı beni salyangoz
izleyebilmeliydim yavaşlığıyla ey kayıp!