103. dünyayı gezen saif camgöz
burnu salatalığı andıran, eşek gözlü, biraz da keçi sakallı, belediyede kahve makinesi başında saatlerini harcamış bir memur ifadesinde hayvanat bahçesinden kaçmış gibi biriydi saif camgöz. küçükken topumuzu kesip kafamıza şapka yapardı, büyüyünce bahçesinden meyveler çalarak ödeştik. bir ara duydum ki dünya turuna çıkmayı düşünüyormuş, mavi şortlar ve pembe gömlekler depolamaya başlamış. sırasıyla avrupa'ya, sonra orta asya'ya, en son da yeni zelanda'ya gitmiş. saif camgöz, avrupa'da kuzey atlantik okyanusunda yüzerken az kalsın bir camgöz köpek balığı tarafından ham edilip bizim mahallede titanik ilan edilecekti. (kaderin cilvesi ya soyadıyla aynı ismi taşıyan bir mahlukat tarafından kuzey atlantikte RMS Titanik gibi batacaktı.) orta asya'da ise şifa bulmak için kuruyemiş diye karayemiş yemiş, zehirlenip hastahaneye kaldırılmış. orta asya'da da malum büyüler yaygın, anlattıklarına göre nefes alamayınca bir ork gibi sesler çıkartmış, doktorun yaptığı middleearth büyüleri sayesinde iyileşip bundan da ucuz yırtmış. yeni zelanda'daya gidince tongariro yanardağı faaliyete geçmiş ve saif camgöz yeni zelanda dışişleri bakanı tarafından sınır dışı edilmiş. buraya mahallemize gelince kendisi adeta bir kristof kolomb edasına bürünmüştü. tam evinin önüne geldiği sırada ne idiği belirsiz bir panelvanın çarpmasıyla vefat etti. vasiyeti üzerine cenazesinde gregor alan ısakov'un john brown's body şarkısını çaldık. bir de benle servet'e bir buddha heykeli almıştı, budist olmamızı istiyordu kağıtta yazdığına göre. servet bu küçük bronz heykeli alıp elinde evirip çevirdi, ''buna mı inanacağız şimdi?'' dedi.
''ne bileyim, öyle sanırım. zaten kendimize hayrımız yok belki bu kelden bir fayda görürüz.''
''kelin ilacı olsa başına sürermiş.'' dedi servet. bir hışımla fırlattı. küçük tonton yontulmuş bronz parçasının havada uçuşunu altı saniye kadar seyrettim, küüütttt diye bir adamın başına girdi. bizim tonton keltoş tanrı artık bir adamı öldürmüştü. hem kendi gibi kel ve tonton bir adamı! yamyam ve katil putçuk tanrıcık yüzünden erkenden tabanları yağlamamız gerekti ahmetle. eve gelince satardık filan dedim, fiyatına baktık internetten beşyüz liraymış. güzelce küfrettim ahmet'e, elini tutamadığı için beşyüz liradan olmuştuk. kişi başı, ikiyüzelli.
104. değişik bir diyalog
''ahmet'im, fener şampiyon olmuş.''
''hee, evet. artık kupamız var diye gezinirler.''
''şu bobby dixon çok acayip adam ya.''
''niye öyle dedin servet?''
''çin malı muhammed ali gibi. bu bobby direksiyon, sonradan müslüman olup adını muhammed ali koymuş, iftar yemeklerine filan gidiyormuş. muhammed ali hayatta olsa kesin bizimkine mali diye seslenirdi.''
''vay anasını.'' dedim.