29 Mayıs 2017 Pazartesi

45-50. hazırlıksız yakalanmamak için her şeyi düşünmek

45. mükremin çıtır'dan hallice

sen hiç kaplumbağaları düşündün mü? ben bir içki masasında düşündüm, yavaş ve sık adımlarla bir yerden bir yere gitmeyi. bir kaplumbağa edasıyla oturduğum sandalyeden kalktım. kaçmaya çalıştım ama kaçmaya çalıştığım şeylerin benden hızlı olması ne kötü, kaçamadım. 
sen hiç kuşları düşündün mü? ben düşündüm, bir kadının en tepesinden düşüyordum. insan evriminin en büyük hatasının az gelişmiş kanatlara sahip olmasıdır dedim. kenarına geldiğim hayattan, daracık bir yoldan yaşamaya devam ettim. 

şimdi birlikte oturup bütün hayvanları düşünebiliriz. burayı bir hayvanat bahçesine dönüştürürüz belki, ama düşünmeyelim. hem senin de buna zamanın yoktur, benim de aklım bir karış havada. bir trenle sana geleyim ben, yaşamanın bir yolunu buluruz zaten. 

46. ırmaklar ve çiçekler

sen hiç ırmakları düşündün mü? ben düşündüm, hayatın akıntısına kapıldığımda göğsümün üstünde taşlar birikti. yağmur bulutları vardı gökyüzünde. çok almanyavari ve uzunca bakarsan seni ağlatacak bulutlar... uzunca baktım, içime doğru ağladım kimseler görmedi, yoksa yağmur bulutları içimde miydi?

sen hiç çiçekleri düşündün mü? ben düşündüm erguvan ağaçları bile eski filmlerde renksizdi. gökyüzü bile akşamları siyah... içimi bir sıkıntı kapladı, göğsümün üstüne bir fil oturmuş gibi hissettim. sanki bir kaplumbağa bir fili boğuyor, ben de can havliyle sana kaçıyorum. kendi bahçemden kopardığım çiçekleri, sana getiriyorum. 

47. insan dediğin, başka insanın denizidir

sen hiç dalgaları düşündün mü? ne kadar kolay boğabilirdi beni. ama baksana, radyo dalgaları, tsunamiler filan... ölmüyorum. insan kendi içindeki okyanusta yaşayabilir zaten, başkasının sığ sularında boğulur.

48. unutulmaya yüz tutmuş küller

geçenlerde eski bir arkadaşı gördüm, kim olduğunu hatırlayamadım halimi hatırımı sordu.

''iyiyim.'' dedim.

''eskiden gülerdin sen? ne çabuk unutmuşsun!'' dedi. 

fark ettim ki insan geçmişini hatırlayınca, ne kadar kaybettiğini daha iyi anlıyordu.

49. bir otobüs dolusu hüzün, ve yüzün

sen hiç gidişleri düşündün mü? ben düşünmedim, ağlarım diye korktum. büyük yıkıntılardan kurtulmak için daha büyük yıkıntılar tasarladım beynimin içinde. sen gittin, ben senin gidişini düşünmemek için bir otobüs dolusu babanın çocuklarından ayrı düşmesini düşündüm. sen ağladın, ben sırılsıklam ıslandığım ilk yağmuru düşündüm. (öylece bir fotoğrafın karşıma çıktığında ölü bir çocuğunun gülüşünün fotoğraflarda kaldığını düşündüm.) her gün kalkıp ölümü düşündüm, gerçekten öldüklerinde hazırlıksız yakalanmamak için aynı insanları bin defa öldürdüm düşlerimde.

50. deli gibi akıllı

deli gibi akıllı bir arkadaşım vardı. bir gün durup dururken ''neden?'' dedi. ''neden öleceğini bile bile hâlâ birini sevginle hayatta tutabileceğini düşünüyorsun? nasıl fark edecek seni bunca kalabalığın içinde?''

''ben bu tiyatroda perdeyim, oyun bitmeden önce kimse beni fark etmez.'' dedim, zaten o da anlamadı.

istedim ki insanlar beni can kırıklarımla hatırlasın. çünkü ne kadar yüksekten düştüğümün bir önemi yoktu, beni tekrar ve tekrar düşeceğimi bilmek yıkıyordu.