bir köle pazarında
tutsağıyız özgürlüğün—
ılık su ve ekmek— boğazımdan geçenler
yalnızca bunlar. zamanımın ötesidir benim olan,
geçtiğim yerleri anlattım hep, ve bir pazarda
sıkıştım kaldım. sen de biliyorsun korkuyorum,
ve gizliyorum bulutların içine kirli suları sessiz sessiz
zevksiz, soluk bir hayat bu, sen de biliyorsun neden
saklandığımı. sadece saf ellerle öldürebilirim birini
bu yüzden ceplerimde saklıyorum ellerimi. bir çizgi gibi
yanıyorum. ve ayrılıyorum vücudumdan, ben bu kızıllığa,
nefes veriyorum, sonrası karanlık ve kül, dağılıyor yüzlerce tüy.
sanrısı bu. ve evet: her zaman olduğu gibi /her zaman, benden uzağa—
her şey eriyor gözlerimden geçerken, günler,
saatler, beklentiler, eriyor görüntüler bile. buğulu bir cam arkası
yolculuğum. katılıyorum aralarına, sıcak, kızgın bir demir olsam gerek.
söylenmemiş bir cümle olsam gerek. yazdığım yazıların üstünü
tahtalarla çiviledim. ne diyebilirim/ben ne diyebilirim, yazgımın üstüne
ben çizgiler çektim. —günahların günahı ben olsam gerek.
gündüzlerden düştüm,
yanılgılarla bitti düşlerim, sessizliğe vardı sözlerim.
söyle savaşlar mı vermedim? ölümler mi görmedim?
bana yalan mı söyledin? dokunmadık mı en parlak yıldıza,
yoksa sessizce kayıp gitti mi saçlarından: isli bir gecenin ardına.
bir mektup: yüzümde kara kedi maskesiyle yazıyorum. zaman: sel saldırıları sonrası. yer: kupkuru bir deri. denizlerden çıkıp geldi, engelleyemedim içeri girmesini, bu nasıl bir canavar ki çiğneyip tükürüyor bütün düşlerimi! ve kanatlarımdan döküyor yüzlerce tüyü, ve kaçmaya çalışıyorum bir düşten başka bir düşe, sabah olacak, zamanım kısıtlı. içine çekiyor, girdaplar, sesler, kaçışıyor içimden saplanıp kalmış bir ok gibi, sanki tanıyor buraları. tesiri yok, kimim ben? neden kaçmaya çalışıyorum, neden bir oluşun içindeyim sadece? neden boğuluyorum olduğum yerde, neden dibe batıyorum çırpındıkça! neden durup sana bakıyorum süregelen bir savaşın ortasında? imbat denizi, acılar denizi... annemi doğurmuştu burası bir hüzünlü çiçek gibi. ve babam yavaşça dökülen bir yaprak gibi, ve her ölen: yanında götürmeye çalışıyor birini. yarınlarsa bugünü yaşanılır kılan, eğer yarınlarsa umut! —umudum yok benim! acılar içinde yaşamaktansa, huzurla ölmek isterim.
izlence: sert adımlarla yürüyorum
kırdım ellerimdeki buzdan kelepçeleri,
özgürüm ve tutsağıyım özgürlüğün.
izlence: olduğunu biliyorum. bulanık da olsa—
görüyorum: sabaha çıktığını ağırlıksız,
—dikey bir biçimde— bir devinim içindesin
ve de devinim senin içinde. ——yanımdan geçiyorsun——
ben derin sulardaki bulanıklığım: içimde yer kaplar bir sessiz yengeç
eskimiş iplerle fırtınayı: yağmurlar ortasında
orada isli gecenin ardında: yalnızca beyaz gözleriyle
günkarartısıyla korkudan: konuşuyor ikilemlerle yonca yaprağı
duyumsuyor yüzüme dokunup: kendi asil savaşına dek
