15 Aralık 2017 Cuma

colossus


I.
Gök denizle yıkanmıştı, ve altın kanatların alacalı biçimde açık
Gideceğiz; yitik özgürlüğün, kırmızı göğün bittiği yere, yaşamın ucuna
Kanatlarında taşı beni ve yorgunum, gün ışığı altında filizlenen ufuksuz dikenli bakışların
Bir buğunun ardında kalan kubbeye doğru, avuçlarında yıldız tozu.
Bilgi ağacının meyvesini yemiştik, ilk o zaman fark etmiştim. eksiktim,
Kendi içime doğru düştüğüm bu şey sanki boşluk değil de, bir kalabalık.
Ve yalnızlığımın üzerinde duru bir okyanus esintisi.
Ve ölgün suların kristal titreşimleri.

II.
Ama bu sarmaşık bürümüş duvarlar ve tükenmekte olan zaman, rüzgarla yana yatmış yılgınlığım.
Bir ormandır yürürüz ve yine çıkar karşımıza o kubbe. Özgürlük diyoruz biz buna, ya da varoluşun amansız çarpışmaları;
Kendi benliğinin içinde pirinç zırhın altında kalan duygularının arasında, fırtına sonrası dağılan ilkel semboller.
Hafif adımlarla gülümseyerek geçenler
Ve bir şarkı gibi ağzıma dolanan gülüşler vardı.
Bir karmaşaydı çünkü, bir ölümsüzlük karışımı, huzur ve kaosun. tam anlamıyla genişleyen bir dağınıklık.

III.
Biz çıt çıkarmayız artık çünkü bir ağacın üstüne çakılmıştır sesimizin yankısı.
Zarif gövdesinden sızan Pan’ın devam edecek şarkısı.
Döneceğiz; bitkinlikle. Fırtınayı yut, seli unut.
Döneceğiz; ağzımızda bir mantra ile.

Ey Styx Nehri'nin ölümlü tanrıçası;
Senin sadece kendin oluşunun bile
İnce bir güzelliği var.