126. kan kokusu
her şeyi akışına bıraktım
çok geçmeyecek biliyorum
diyeceğim ki
her şeyi akışına bıraktıktan sonra
sular altında kaldım
her sabah yalnızlığa açılan o sandallardan birinde
otururken, neden seslendin
de
boşa çektiğim kürekleri bırakıp
suya atladım
hiç yokken bile neden boğazımda ellerin
pencerelerde, ve yağmur sonrası ıslak
yaprakları dökülmüş, gövdesi çürük
kalbimden ne istedin?
upuzun bir sonbahar geçmiş üstümden. unutulmuşum, kirli balkon gibi kalmışım. iğne atsam yere düşmezdi ama tıklım tıklım yalnızdım dedim kendi kendime. havada sırılsıklam ve kupkuru bir hengame, gürültü. bir sokak ortasında yalnızlığım, ben ve bir dağılsamadan öteye gidemeyen içsesim,
yaşamaktan gözlerim
yaşamaktan gözlerim
yanıyor.
acının olduğu yerde
bütün çocuklar büyür
elimin tersiyle sildiğim dirseklerimden akan yaş, görünmez bir duvar gibi çocukluğum
kaybetmeseydim keşke sana dönülen yeri
düşündükçe sanki kafamın içinde çok tozlu eski
bir halıyı çırpmaya başlıyorlar ve deli gibi
öksürüyorum
öksürüyorum
kaç kere sokakta, uzun yürüyüşlerin sonunda
görünmez bir duvara çarptım
kuş sesleri, ve tavana asılmış incecik bir kafes
içinde aklım, içinde yanılsamalarım
bembeyaz bir tavşan deliği
durmadan düşüyorum
-zaten düşerken
duramaz insan-
düşüyorum, öyleyse varım!