21 Haziran 2017 Çarşamba

99-100. diğerlerinden farkın olsun, beni anla!

99. bir sokak dolusu kalabalık

hani bir ara anlatmıştım, her şehirde herkesin bildiği ve birbirini beklemek için kullandığı yerler vardır. ''seni şurada bekliyorum saat ikide.'' gibi. işte öyle bir yerde bekliyordum. ve böyle zamanlarda nedense hep ceplerim dolu oluyor, ellerimi koyacak yer bulamıyorum. karşımdan biri geçti; gri gömlekli, keten pantolonlu, siyah saçlı siyah sakalına karışmış, sırtında sincabıyla. yoldan yürüyordu zaten bir farklılık vardı diğer insanlarla arasında. ve kimse görmüyordu, bakmanın görmeye yeterli olmadığını biliyorum fakat insanlar kör müydü, acı çektiğimi görmüyorlar mıydı? 

sincap adamın sırtını bir atlas gibi kullanıyordu, sanki kendi dünyasıymış gibi. bir koluna inip sonra oradan diğer koluna koşuyordu adamın. bu adamın sırtı neden bu kadar büyüktü, bir sincabın evi, bahçesi olacak kadar? bir insan ev olabiliyor muydu hâlâ, güvensizlik içime işlemiş olacak ki kafamdan bu düşünceyi ''hah, sen ne sanıyorsun tabii ki hayır!'' diye yanıtladım hemen. adam sincabıyla gitti ve ben bakakaldım. bu adamın seninle tanışıp tanışmadığını sormak istedim birden. bu his bütün beynimi, vücudumu, sokağı, caddeyi, hatta gökyüzünü kapladı. koşup sormak istedim. koştum, birkaç kişiye çarptım, ilerlemeye çalıştım, ama geç kalmıştım çoktan gitmişti sincabıyla. içimde inanılmaz bir merakla öyle kalmıştım. çünkü bütün bu dünyaya rağmen hâlâ bir yerlerde güzel bir şeylerin olduğuna inanıyorsam senin yüzündendi. 

100. um(n)utulmuş

bugün açan bir çiçek kadar sevgi yüklü. 
tek başına mutlu olması
utanılacak güzellikte. 
bir ormandan uzak bir başına 
yarın üzülür belki, 
bugünü kurtardı nasılsa.

bırakıp gitmek onlara göre
kök saldım buraya, içine. 
benim içim ise 
bir ağaç kovuğu gibi 
seninle doldurulmuş. 
yüreğimdeki 
bir fil sürüsünün dereyi geçerken ki umuduymuş. 

ha-hahhh um(n)utmuş!  
çaput bağlanmış bir taş

bir kuş öldü bir kurbağa uyudu
ve hiçbir şey yokmuş gibi
yaşamaya kaldığım yerden devam ettiğim
yani senden.

sense gitmek istiyorsun 
ayakların giderayak her şeyi yıkıyor
solumdaki bu duvar yıkılır tekrar yapılır sonradan
-bense denizde bir kuş olmak istiyorsam
...korkma! 
yine de gitmezdim bu limandan-

ama inanmam
gidenlerin geleceğine
bin yıl geçse de
bin yol geçse de

ayaklarım gelirayak bir tek sana
ve beklerayak
bir tek sen'a!

bin çınar devrildi benimle bu yarışta
tutup boş masada
kimse beklemedi benim kadar, 
birdünyanınyaşınıikiyeçarp kadar
yalnız yapılan her şey daha ağırdır
ağır ağır yürür kaldırımları, 
ağır ağır çıkar merdivenleri,
ağır ağır iner gece ve ağır ağır sever insan
yalnızken 
tükenmesinden korkarak 

ve tekrar ederim, derim ki sana
bir şarkıysan,
kimse benim kadar dinlemedi seni inan.!