17 Haziran 2017 Cumartesi

89-90. mutluluk bu kapıdan içeri girmeyecek

89. başlıksız

''ölmek için önce yaşamaya alışmak gerekli.'' demiştim bir ara, öyleydi de. kendimin en yükseğindeyim, inemiyorum, düşemiyorum, ölemiyorum. 

90. nereden nereye

sabah uyandığımda bir durakta üstüme gazete örtülmüştü. kendime gelmem biraz zaman aldı. sırtımda inanılmaz bir ağrı vardı ve boynum tutulmuştu. ayağa kalkarken cebimden üç beş bozuk para döküldü yere, toplamak için eğildiğimde ayaklarımın uyuştuğunu fark edemeden düştüm, elim sızladı. kırılmasından korktum, doktora gitmeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. etrafı izledim bir süre, bana saraybosna'yı hatırlattı burası ama gariptir ki hiç saraybosna'ya gitmedim. sıvası dökülmüş bir bakkal, pembeye boyalı bir ev ve bir kahve aslında her yere benzeyebilirdi. 

''kalktın mı?'' dedi. kim olduğunu bilmiyordum, beni nereden tanıyordu. kimsin diye sormak istemedim. sadece düştüğüm yerden ayağa kalktım üstümü temizledim ve yanında hazırım anlamına gelen bir şekilde durdum. yürümeye başladık, dar sokaklardan kalabalıklara çıktık. büyükçe bir kapının önünde durduk,

''içeri gir.''

''bana kim olduğunu söylemeyecek misin, beni nereden tanıyorsun?''

''dün neler olduğunu hatırlamıyor musun?''

''hayır, ne oldu? hem ben bunu sormadım kim olduğunu sordum sana!''

''ben ferhat, seni gizli tarikatımıza getirdim.''

''hangi ferhat?''

''dağı delen var ya, o benim işte.''

''hadi canım, ne alaka?''

''kapıda dikilmeyelim, gir artık içeri.'' dedi. içeri girdim, büyükçe bir masanın etrafında iki kişi oturuyordu, bir kişi de ayaktaydı. birisi pos bıyıklı kabadayımsı bir tipti. ayakta olan ise sigarasını içip gömleğini pantolonuna sokmaya çalışıyordu. beni görünce heyecanlandı, ağzındaki sigaradan dolayı belli belirsiz, 

''hoş geldin, otur otur.'' dedi. diğer ikisine baktım pek bir özelliği yoktu, birisi belki benim yaşlarımda, güzel bir takım elbise giymişti. ayakta duran boğazını temizleyip devam etti konuşmaya,

''merhaba, ben kerem. öncelikle buraya gelmeni ben istedim. solda oturan tahir, yanındaki mecnun. ferhatla tanıştın bile sanırım.''

''tanıştım denebilir. sizler ölü değil miydiniz? yani nasıl buradasınız? eski hikayeler değil miydi bize anlattıkları?'' dedim. gülüştüler aralarında. ''hee ölüyüm.'' dedi mecnun. sorunun saçmalığı ortadaydı ama ne yapayım insan şaşırıyordu.

''hayır, uzun zamandır saklanıyoruz. bu tarikat çok uzun zamandır var, imhotep zamanından beri neredeyse. çok seyrek de olsa bazen aramıza bazı yeni üyeler katılır. napolyon ya da john lennon gibi. uçuk kaçık şeyler yapıyoruz genelde. meselâ mecnun'un zayıf olmasının sebebi çölden yeni geldi. yanında pusula al demiştim ona ama dinletemedim, boşu boşuna o kadar yol yürüdü.'' 

''padişah tahir'i öldürmemiş miydi?''

''hayır orada biz zühre'ye deli taklidi yapmasını söyledik, padişah da haberi alınca koşa koşa zühre'nin yanına gitti. bende tahir'i ordan kaçırdım hemen.''

''anladım, peki ben? neden buradayım?'' dedim. kerem boş sandalyesine gülümseyerek oturdu. mecnun bana bir sigara uzattı. bu defa ferhat konuşmaya başladı,

''bir süredir seni izliyoruz, aşık olduğunun haberini aldığımızdan beri. sana yardım etmek istedik, kendi hikayenin sonuna ''sonsuza kadar mutlu yaşadılar.'' cümlesini eklemek istemez misin?''

''ama hiçbirinizin hikayesi mutlu sonla bitmiyor.'' dedim. ferhat biraz afalladı. aslında hepsi afalladı, ama hiç istifini bozmadan devam ettiler.

''eh orası doğru. terzi kendi söküğünü dikemez. gerçi birbirimize de pek yaramıyoruz ama denemekten zarar gelmez.'' dedi. 

''başkaları da var mı, sizden başka?''

''voltarie var ama onunla sadece tahir anlaşabiliyor. bizden biraz üstün olduğunu düşünüyor, anlarsın ya batılıymış filan. şimdi söyle bakalım aramıza katılmak istiyor musun?''

''tamam olur.''

''harika. kalacak yerin yok bildiğim kadarıyla. sen üst katta kalırsın, şuradan yorgan yastık al. burada telefon numaraları var.''

''pekâlâ... şimdi neredeyiz peki?''

''amasya.''

''söylemeyi unuttum, bir şartım var.''

''nedir?..''

''hazır amasya'dayız bana deldiğin dağı gösterir misin?'' dedim. olur anlamında başını salladı. yorgan yastık alıp üst katta uyudum. 

sabah beşte uyandım yanımda kimseler yoktu. kağıttaki numarayı aradım "the number you are calling is not used." dedi telesekreter. dışarı çıkıp yoldan geçen birine nerede olduğumu sordum,

''antakya.'' dedi.