15 Haziran 2017 Perşembe

82. benzodiazepin


içeri girdim, kulaklıklarımı çıkardım, masanın etrafındaki sandalyelerden birini çekip oturdum. 4-5 kişiydik ve neden burada olduğumu bilmiyordum. hemen ''sekizinci kişi.''yi gördüm, yani bu oturumların yöneticisini. (aptalca bir isim takmış kendine, zaten dört beş kişiyiz sekiz nedir?) bir tek onu tanıyordum zaten, yanımda oturan esmer gözlüklü kıvırcık saçlı çocuk da pek yabancı gelmiyordu, veya diğer yanımdaki küt saçlı kumral kadın da yabancı değildi. anlaşılan birbirimize benzer yanlarımız vardı. sekizinci kişi konuşmaya başladı, az az fısıldaşanlar sesini kesti hemencecik. ben ofladım. herkes kendini tanıtmalı gibisinden bir şeyler söyledi. birileri ayağa kalkıp kendi 'etiketlerini' söylemeye başladı; isim, yaş, neden burada olduğu gibisinden. yanımdaki kıvırcık kalktı. pek bir şey söyleyemedi nedense, ismini biliyormuş sadece yaşını bilmiyormuş, sonra neden burada olduğu sorusuna gelince ''başka hastaların hasta ettiği insanlarız.'' dedi. ben hasta değildim, ismimi biliyordum, yaşımı, hangi ayda olduğumuzu ama hasta değildim bunu da biliyordum. kıvırcık oturdu. sıra bana geldi. 

''merhaba, ben ibrâhim. şapkalı a ile...'' 

hep bir ağızdan, ''merhaba, şapkalı a ile ibrâhim.'' dediler, ürktüm.

''19 yaşımdayım, neden burada olduğumu bilmiyorum. günlerden perşembe, sanırım yaz mevsimi, biraz yorgunum. şu geçmeyen baş ağrımla ciddi düşünüyorum.'' 

biraz güldüler son söylediğime, ortalamanın altında bir espriydi. sekizinci kişi her ne olduysa sessizliğini bozdu, 

''neden baş ağrınla ciddi düşünüyorsun, uzun zamandır mı orada?'' dedi. sanırım şakayı tek ciddiye alan oydu, her nüktenin altında bir gerçek yatar sözünden yola çıkmış olabilirdi ama sonuçta yine bana söz veriliyordu ve ben yine bir şeyleri anlatmaya çalışacaktım. ve bir şeyleri anlatmaya çalışmakla geçen zamanlarımı toplasam sanırım 18 yıl ederdi. zaten 19 yaşımda olduğumu düşürsek ve bu 1 yılın bebeklik dönemine ait olduğunu da düşünürsek ben insanlara hep bir şeyler anlatmaya çalıştım ve onlar hep bir şeyler anlamadı. 

''baş ağrımla ciddi düşünüyorum çünkü uzun zamandır orada evet. migren var diye düşündüm doktora gittim fakat bir sonuç çıkmadı. oysa ben oradan 15 santimlik kocaman bir tümör çıkar diye bekliyordum. öyle değilmiş, bütün çektiğim ağrının hiçbir kaynağı yokmuş. yani bir şeyin yokluğundan dolayı ağrı çekiyormuşum. bu daha çok can yakıyor. ortada hiçbir şeyin olmadığını öğrenince hiç işim yokmuş gibi bir de sana hiç ait olmayan bir şeyi kaybetmenin de üzüntüsünü yaşadım.''

''sana hiç ait olmayan bir şeyi nasıl kaybedersin ki?'' dedi sekizinci kişi. sekizinci kişi, ah sekizinci kişi! seni bir gün elime geçirirsem kafana öyle sert bir yumruk atacağım ki annen bile bunu hissedecek.

''meselâ bir şeyin olmasını çok istersin, çok düşünürsün ve elinden gelen her şeyi yaparsın. fakat olmaz, buna üzülürsün meselâ.''

''evet, üzülürüm.''

''ama aslına bakarsan hiçbir şey olmamıştır, ortada hiçbir şey yokken yine hiçbir şey yoktur. hayat olduğu gibi devam ediyordur, kimsenin kimseye dönüp baktığı yoktur. yalnızca senin çektiğin üzüntü ve bu baş ağrısı hayatına eklenmiştir.''

''anladım.''

''gerçekten mi, ne anladın?''

''hayallerin için sarf ettiğin çabaya üzülüyorsun.''

''bok anladın, kendini beğenmiş sekizinci kişi. sarf ettiğim çabanın senin sıfatsız suratına kadar yolu var. hayaller önemli olan, gerçekleşmesi gerekli olanlar. bunlar yıkılması, suya düşmesi ihtimaller dahilinde olan hayaller, düşünceler değildi. gerçek olmalıydılar ve olamadılar. bütün hayallerim suya düştü, ardından suya atladım. boşa kürek çektim anlayacağın, boşa çektiğim kürekleri bir kenara bırakıp suya atladım. ben o suya atladım ve boğulmadım ki bilmiş bilmiş bakan suratını görüyorum.'' elimi vurdum masaya, ayağa kalktım, ''siktir!'' dedim. yumruğumu yavaşça açtım, tırnaklarım avucumun içine batmıştı. hafifçe kan süzülüyordu. 

''bağlanma problemi var.''

''öfke problemi de.''

''anksiyetesi var. gelecekten hep kaygılı.''

''uyku bozukluğu, gözlerinin altı mor. en fazla üç saat uyumuştur.''

''paranoid'i var. benden kuşkulandı ve hemen saldırıya geçti.'' dedi sekizinci kişi. neler dönüyor bilmiyordum ama buradan uzaklaşmak istiyordum.

''panik bozukluğu var, eminim ki şimdi kaçmak istiyordur.'' dedi kıvırcık. 

''siktir, siktir, siktir!'' dedim içimden, bunlar kimdi? nasıl bilebiliyorlardı beynimin içini? ayağıma bir fil dokundu masanın altından. bir şeyler fısıldadı, ''ylıikbnkskz'' gibi bir şeyler dedi. 

fil ve masanın altı? artık kesinlikle bir şeyler döndüğünü biliyordum. sadri alışık'ı gördüm masanın diğer tarafında elinde sigarası ''spak üç çay çek bize ordan, demli olsun!'' diye bağırdı. spak'ı gördüm cidden çay demliyordu. 

''hay anasını!'' dedim, elimle kafamı kaşıdım. hiçbir şey anlamıyordum, rüya mıydı bu? 

''yok be oğlum ne rüyası basbayağı uyanıksın işte.'' diye yapıştırdı cevabı Hızır Aleyhisselam, bir iki saniyeye kalmadan. küfür etmemeye çalıştım, bir anda karşıma böyle geleceğe ayak uydurmuş elinde kahvesiyle dini kişiliklerin çıkmasına alışık değildim. Hızır (a.s)'dan uzaklaştım. ilk gördüğüm küt saçlı kadını buldum. 

''panayır mı burası?'' dedim. bana baktı, ondan da uzaklaşmak zorunda kaldım. ilk gördüğüm kadın değildi bu, filiz akın'dı. sekizinci kişinin yanına gittim, neler döndüğünü sordum. bu sekizinci kişi, einstein'e mi benziyordu yoksa hep mi böyleydi hatırlamıyorum ama içimden kendisine şerefsiz, yavşak diye diye sayıp döktürüyordum.

''masanın altındaki fili dinle, anlayacaksın.'' dedi. masaya ulaşmaya çalıştım. 4 kişi bir anda 7 kişi olmuştu. birileri gidip geliyordu hâlâ. ramiz dayı'yı gördüm, bakkalı gördüm. masaya yetiştim, iki alman askeri ve bir fransız subayı masanın üstünde italyanca bir şeyler tartışıyordu önlerinde harita. eğildim hemen fili bulmaya çalıştım. 3 çocuk burada bir şeylerle oynuyordu, zar zor ilerlemek zorunda kaldım. bir şekilde aralarından geçip file ulaştım. 

''ne oluyor burada?'' dedim file. sadece hortumunu salladı, fyoooliooo diye bir ses çıkardı. 

''yalvarırım konuş, ben filce bilmiyorum.'' dedim. 

''sana fısıldarken beni anlıyordun ama.'' dedi. doğru diyordu, bunlar nasıl oluyordu bilmiyorum ama altı dakika önce filceyi biliyordum sanırım ama şimdi ise bilmiyorum. 

''tamam bir daha söyle bu defa anlayacağım.'' dedim kendimi zorladım.

''fyoooliooo!''

''ne! şizofren miyim?''

''hayır aptal, ikibinyüzkırksekiz yılındayız ve sen rüyalarıgerçeğedöndürmeodası içinde tek başına oturuyorsun. benzodiazepin etkisi yüzünden geçiçi hafıza kaybına uğradın.'' dedi.