birkaç cümle söylendi. soğuktu, parmak uçlarım bir bıçakla kesiliyormuş gibiydi. yüzüme vuran rüzgar ve griye çalan gökyüzü, hüzünlü bir havadan beklenen her şey vardı. sustu, hiçbir şey söylenmedi sonra. uzun bir sessizlik oldu. sanki bir şey söylense kulağıma gelirken donup katılaşacaktı, donup katılaşıp başımdan aşağı düşecekti. bir şey söylensin istedim, bu sağır edici sessizlikten kurtulup kafama bir mermi gibi kelimelerin gelmesini istedim. kimse bir şey söylemedi, kelimeler mermi gibi çarpmadı kafama, öldürmedi beni, yaralamadı. her gün bu nereye varacağını bilmediğim sessizliği, yüzüme bir tokat gibi yedim. bu benim büyüdüğümü ilk fark edişimdi.
108. salim abi terapi grubu
hızlıca kahveye geldi. karşımdaki boş sandalyeye oturdu. büyük bir ustalıkla cebinden çıkardığı sigarayı çakmakla yaktı. ''ne var ne yok?'' dedi.
''hiç, bildiğin gibi. sende nasıl?''
''bırak beni şimdi, sana bir hikaye anlatacağım.''
''anlat. ismi ne?''
''kuş ve kurbağanın hikayesi. bir pencereden kuş ve kurbağa atlamış. sence hangisi ölür?''
''en sevmediğim özelliğin bu be kardeşim, bir şeyi anlatırken her şeyi adım adım soruyorsun! ne bileyim... bence kurbağa ölür. ya da kuş ölür lan, kuş ölür.''
''nerden bildin oğlum, kuş ölür doğru.'' dedi. suratındaki ifadesizliği, şaşkınlığı sezdim hemen.
''senin hikayelerin bir acayip oluyor. bir karınca fili yiyormuş gibi hep. neden kuşun öldüğünü anlat şimdi.''
''pencerenin beş santim ötesi duvarmış. kuş ve kurbağa birlikte pencereden atlayınca kurbağa karşıdaki duvara tutunmuş ama kuş çarpıp kanlar içinde yere düşmüş.''
''senin zaten kuşlara hep kastın var, inanmıyorsun onlara. siktir et, bana bir bourbon söyle şurdan.''
''bourbon mu, oraletli bourbon olsun istersen.''
''salim abi bize iki oraletli bourbon.'' dedim. ahmet'in hikayeleri hep böyle ters köşedir, bir yerden sonra sıkıyor insanı. biliyorsun çünkü, cevap hiç düşünmediğin şey. aklına getirmediğin şeyler başına gelmiş oluyor. salim abi oraletli bourbon getirmedi tabii ki, her gün buraya gelip egzotik fantastik içecek isimleri uydurup sipariş veriyoruz adama. kendisi de hep çay getiriyor. karşılıklı anlaşıyoruz yani, bir defasında ork çişi diye bağırdığımda peşimden tabureyle koştu. ama istisnalar kaideyi bozmaz yani anlaşıyoruz, yuvarlanıp gidiyoruz işte.
salim abi, orta yaşlı, her sabah sinekkaydı tıraş olan, saçlarının ön tarafı seyrek, göbeği çıkık, klasik, bildiğimiz, her mahallede varolan insan tipi. benim alkolik tedavi grubu diye gittiğim uyuşturucu bağımlısı tedavi gruplarının toplandığı daireden bozma yerin yanında kahve işletiyordu. sabahın köründe gelip iki kuruş fazla kazanmak için benim gibi ahmet gibi insanların kahrını çekerdi. küçük küçük çocuklar gelip ''salim abiii, iki gazoz!!.'' dediğinde çocuklar gibi sevinirdi adamcağız. bir ara bu terapi grubuna gelen biri, kahvenin önüne arabasını park etmiş, salim abi o gün kahveyi yeniliyordu, birkaç masa sandalye almış biz de taşımaya yardıma yanına gidiyorduk. ne yapsın salim abicik, çıktı gitti bu grupçuların yanına, içeri girdi. biri konuşuyordu, geçti köşeye konuşmasının bitmesini bekledi. böyle de duyarlı insandır salim abi.
''hayata gülümseyin, ne zaman düştüğünüzü zannederseniz, uçtuğunuzun farkına varın.'' diyordu ayaktaki çıtkırıldım kadın. sanırım bu kadın durumu yanlış anlamıştı, uyuşturucudan uzak tutması lazımdı bu bağımlıları. uçmak hayata gülümsemek filan hepsi bu boku içtikten sonra kendi kendine oluyordu zaten. terapi gruplarında herkes kendi tecrübelerini, yaşadıklarını, şimdiki duygularını anlatıp birbirinden destek almaya çalışıyordu. gittiğim grupların bir tanesinde elf saçlı, elf kulaklı ve elfe benzeyen bir adam vardı. ilk gün kazınıyordu; kendini tutmasa herkesin içinde kafasını duvara vurup duracak gibiydi, ikinci gün gelmedi. hepimiz aşırı dozdan filan gittiğini düşündük adamcağızın. cidden öyle olmuştu, adam altın vuruşu yapmıştı. yani bu gruplar bir boka yaramıyordu. neyse bu çıtkırıldım kadın sustu, herkeste birbirine derdini anlatmış olacak bir sessizlik oldu, salim abi boğazını temizledi konuşmadan önce.
''arabanızı kahvenin önüne çekiyorsunuz, sonra mal indirirken bize çok sıkıntı oluyor...'' dedi.
''arkadaşımızı sorununu bizimle paylaştığı için alkışlıyoruz. hepimiz senin yanındayız unutma.'' dedi çıtkırıldım kadın. salim abi ne oluyor a****** gibisinden bir bakış attı. benle ahmet gülmekten kırıldık, dışarı çıktık. salim abi de geldi bir iki saniye sonra. ''millet deliye biz akıllıya hasret.'' dedi tükürür gibi.
dışarı çıkınca kadının söylediklerini düşündüm, gülümsemeyi filan. tam tersiydi bende, ne zaman uçtuğumu sansam düşüyordum.