21 Mayıs 2017 Pazar

41. emekli dalgıç

2015 yazı. eskiden ellerimi iki yana açıp koştuğum sokaklara sığamadığımı, nefes alamadığımı fark etmiştim ilk o zaman. kaçtım, şehirler değiştirdim. ardıma bakmadan kendimden kaçarken sana çarptım ve bir daha toparlanamadım.

bir yazlığımız vardı, hayatımda bir defa gittim o da 2015 yazındaydı. hava kupkuru, aldığım nefes boğazımı yakıyordu. günü boş boş, önce bir gölge arayarak sonra oradan sıkılıp başka bir gölge arayarak geçirdim. akşamında ali abiyle tanıştım.

ali abi sabahları balık tutardı. en şaşalı özelliği fırında ne zaman sıcak ekmek çıktığını ezbere bilirdi, hızlı hızlı sigara içerdi.


sigarası iki üç çekişte biterdi hep. merak etmişimdir nasıl oluyor diye. sordum bir gün, "emekli dalgıçım." dedi.

"neden emekli oldun?" dedim.

"oksijen tüpüm patladı bir ara, nefes alamadım."

"boğuldun yani biraz."

"boğuldum. ama, boğulmakla bir alakası yok. insanın boğulmak için suya ihtiyacı yok. her gün şu kahve bardağında boğuluyorum zaten, öyle ortalama bir boşluğa bakarken dalıp giden de boğuluyor."

"bana kalsa açık havada bile oksijen tüpü takılmalı." dedim. 
"nefes alamıyorum çoğu zaman. ne diyorsun ali abi? normal bu değil mi, şöyle fazla değil kendi payıma düştüğü kadar derin bir nefes alsam bile boğazımda kalacak gibi hissediyorum."

"normal, normaldir herhalde."

elindeki sıcak ekmeği bitirdi, ayağının altındaki otları yoldu biraz. saat sabaha geliyordu. levrekler en fazla bu saatlerde oluyor deyip gitti. bir iki arkadaşın yanına uğradım çoğu zil zurna sarhoş. patlak ampullerle dolu salona geçtim. burada, beş metrekarelik iki çekyatlı salonda, o patlak ampuller kadar anlamsız olduğumu hissettim. aldırmadım, boş adımlarla devam ettim.

"nerde kaldın lan, sattın mı bizi?" dedi murat. elinde birası, diğer elinde yarım dişlenmiş elması. zig-zag çizerek geldi yanıma.

"sattım birader, biralar nerde?"

"şurada." dedi. bütün görevi, hayattaki misyonu buymuş gibi eliyle işaret etti biraları. sonra yana devrildi sızdı.


bir boşluk bulup oturdum. o gün o bira şişesinde boğuldum. keşke oksijen tüpüm olsaydı dedim. ve keşke sana bakarken dalıp gittiğim için boğulmuş olsaydım.