otururken aklıma tanıdığım bir terzi geldi. hayatında hiç dikiş tutturamamıştı, ne zaman dikiş makinesini bassa eline vururdu. sonu hiçbir yere bağlanmayan sadri alışık filmlerini düşündüm. mahalleden saffet tek ayağıyla yüz metre şampiyonu olmuştu.(bunu terzi ile sadri alışık'ın arasına sıkıştırıp düşündüm.) alkolik nezaketi diye bir şey vardı. ben ne zaman içsem, hemen telefona sarılır senin halini hatrını sorar kapatırdım. ayılırdım sonra bir iki küfrederdim, bir efes daha içerdim. onbeş yaşında aşık olmuştum. sonra büyüdüm. stereo bir ses geldi hoparlörden, trenden hızlı adımlarla indim.
çok bilinen şeyler vardır her şehirde. birinin önünde seni beklemeye başladım. tam beklemeye alışacaktım ki çıkıp geldin. (yine söyleyeceğim: her zaman böyle olur. ne zaman bir şeye alışmaya başlarsam onu kaybederim, düzen değişir ve ben o boşluk hissiyle kalırım. mesela boş bir masa beni rahatsız etmez ama sen gelip üstüne bir vazo koyup sonra onu alıp gidersen bu defa o boşluk beni öldürür.)
hiç bilmediğimiz bir şehirde ne yapabiliriz ki susmaktan başka, sustuk. o kadar güzel susuyordun ki konuşmak rahatsızlık veriyordu. yağmur hafif çiselemeye başladı önce, üç saniye geçmeden sağanak patlak verdi. herkes koşuşturuyordu. biz alelade bir durak bulup oturmuş, ıslak ceketlerle bekliyorduk. o an saçların dağınık, yüzünde makyaj yoktu. denizine akan bir nehir gibi döküldüm sana.
yüzüme yediğim suyla kendime geldim. ''iki saattir bu bankta oturuyorsun, ismin ne senin?'' dedi adını önceden öğrendiğim ahmet.
''ibrahim.'' dedim.
''elindeki ne?''
''tren bileti.''
''ölü bir çocuğun gülüşü nerede kalır?''
''fotoğraflarda.''
kendi kendine konuşmaya başladı adını önceden öğrendiğim ahmet. bir iki yürüdü, bana baktı. elini çenesine dayayıp düşünmeye çalıştı. ''ne isterdin bu hayattan?'' dedi.
''sigarası bittiği anda dolmuşu gelenler kadar şanslı olmayı.''
''benim ismim ne?''
''ahmet.''
''nasıl bildin, bana da öğret.''
''boşver.''
''yaşıyor musun?''
''hayır, nefes alıyorum.''
''geçen yine burda gördüm seni, küfür ediyordun.''
''zorladığım ama bir türlü açamadığım otobüs camları var.''
''sevdiğin var mı?''
''var.''
''nerede?''
''yanımda. her sabah her öğlen her akşam. şu an bile. yemeğimi bile birlikte yiyoruz, hep yanımda, ben ne zaman küfür etsem bana kızıyor, çok içersem üzülüyor. sınavlarda bana kopya veriyor. geç uyuduğumda sabah kendisi uyandırıyor. az önce buradaydı meselâ, sen gelince gitti sanırım.''
''evet, gitti.''
''ahmet sence ben deli miyim?''
cevap gelmedi. sanki bir anda bankın tahtalarının birine dönüşüp gözden kaybolmuştu. herkes bir bir yok oldu. önce sevdiklerim, sonra bakkalın oğlu mahmut, fırıncı aytaç abi, şimdide adını önceden öğrendiğim ahmet.
sonra uyandım, bir ceket aldım üstüme, tren bileti almaya istasyona gittim. terziyi gördüm yolda, saffet'i gördüm. sadri alışık'ı bile gördüm!
2017/adana
2017/adana