Kusuyorum can havliyle
Resmedilmedi hiç bu ağrı
Sanki dünyayı doğuruyor
Ve senin etrafında döndürüyorum
çarpışmalardan habersiz
—Ne yazık ki düşüyor elim
İçi boş bütün tuvallerin
Canavarın midesinde kayboluyor
Kavruluyor kendini unutup
Büyüyor hatıralarımda: her zamanın
sonunda, ben kendime bir ağla çevrili
boğuluyor engin sularda
Bir alageyiğin boynuzunu ayırıp
ellerime koydular rüyalarımda, —neden?
Bir kırılgan midye kabuğuydum
korkarak geldim yanınıza.
Boşa değil, boşa değil bu sancılar
İyi olanım en kötüsünden,
beyaz sıvalı mezarlardan farksız
—Soğumaktayım
Taş parçasıyım baş ucunda dikili.—
Tok bir gürültüyle hatırlar ağaçlar yağmuru
Aşina olmadığımız duygular bizi ürpertir,
Susamış gölgeye dönüşeceğim zamanı gelince
O zamana kadar sessiz kum taneleri gibi hareket
edeceğim geceleri: geçmişimden kaçıp,
geçmişimden kaçıp
Ürper şimdi ey gökkubbe, ey yeryüzü,
ey cüceler dev zanneden kendini!
Kirinizden görünmüyor ruhunuzun fakirliği!
—Bir uğultuyla hatırladım her şeyi:
Yeni doğmuş ulu atmaca gibi
yine yemeliyim solucanları
ve öğrenmeli yine uçmayı.
Tüyü bitmeli üstümde varoluşun.—
Bulut pelerinim, gizlemiyor artık
Yükseklerden kelimeler seçtim,
Çünkü ağır olmalıydı düşüşleri.
Bir uğultu dedim,
sesleri doğurdum: —Lilith,
Lilith;
Bu benim doğumum!
Baştan yarattım kendimi
Yarınlar senin evin biliyorum!
Öldürmeli karımdan çıkan beni
Yoksa idrak etmeli artık:
Aşina olmadıkları duygular bunlar,
En içimdeyken, nereden bilebilirdim kim olduğunu!
nereden bilebilirdim doğumunda
beni yaratacağını.
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Ruhum suların üzerinde dalgalanıyordu.
8 Ağustos 2019 Perşembe
ibrahim’i anlatırken
Kan yağmurları yağıyor
Eskimiş ruhlar fark edilecek diye
kaçışıyor hazin gözyaşlarından
uzağa. Gölgeler kuyusuna
düşüyorlar içlerine attıklarına.
Gölgedeki kör baykuş
Gölgedeki kör baykuş
ben: Tek yük kendime kışı öldürürken.
Aralanıyor issiz zamanlar
Nicesini söylemiştim
Yazı, baharı.. Ama ısırıldı bir kere cennetin
o koyu, ham güzellikte elmaları.
Yüzünü görmeliydiniz düşerken cehenneme
Görmeliydi kayıkçı ayrılmadığını gözlerin
Korkusuzca omzunda taşıyan ve dik kaşları
korku verirdi izleyenlere.
Ayır beni kendimden
Yaşıyor ve savaşıyorum aslında
Ama insan nasıl dayanır bu kadar yalnızlığa?
İmgeler savaşı
Her sözümde düş
Her bakışımda bataklık
Ve düşler: Atlası-ydı yaşadıklarımın.
—düşlerim: gerçek olduğundan habersiz—
Çıkamadım sağır denizlerden gerçek olmadığımdan
Perdeli ayaklarımla kor bilmişliğinize basamam
Burada gömülü yanılsaması göz boyayan renklerin
Burası gözlerim. Her şeyin, hiçliğe
dönüştüğü yerdir: Bedenim.
Dayanamaz bir ayaza bu beden, dedim.
Ve yürüdüm daha soğuklarına. İnce sesli bir
yabancı olmayı diledim.
Yüzlerini gizleyen karanlıklar bana,
ateşler boğulmayı bekleyen sularda,
susuzluklar aşılmayı bekleyen kum dağlarının ardında
Gözlerini kaçıran hatıralar benim olabilir sadece!
Düşlerimin yaşamı benim, ben ki düş
gezgini: Her gece seyahat ederim birinden başkasına.
Ve her gündüz kovalarım geceyi.
Ellerimde boşluğun kavuştuğu
başka bir ezgi.
Kime savrulurdu gözyaşlarımdan
o kibirli ruhumun çiçekleri
bir kılıç gibi—
Neden aydınlığı arar, ateş
değilken boğulmayı ister suda?
İnsan avlularında bekler tenhalığı
kalabalıklarda bir yıldız gibi parlamayı
Hele ki bir yıldız değilken.
Ve ölüm aynaların karşısında,
gerçeklerimi kırıp atlasını çizdiğim
dünya: Denemez başka bir hayata.
Atlas: Denemez başka bir hayata.
Ağzımı aralayan bu sessizlik
ağartsın saçlarımı darmaduman
Ay ışığı vursun üstlerine; tüyü dökük,
hırpani kedilerin yüzümü tırmalayan.
Kanatsın gerçekleri ve gene siyah
bir kan dökülür, tıpkı gerçeği.
Biliyorum saf değil, bulaşmasın bana
Duyuyorum kır kurtlarının ince sesleri
kapıda. Anladım yağacak kan yağmurları
kavuşacağımda huzura.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)